Keşke Çocuklar Hasta Olmasa

   
        Kardeşim dün gece sabaha kadar mide ağrısı çekmiş ve çıkarmış. Sabah annemle konuşunca haberim oldu. Hemen Yağız paşayla yanlarına gittik ağrısı geçmeyince annemle acile gittiler. Öncelikle hastanede kalabalık yapmayalım diye evde beklemeyi tercih ettik ama serum takıldığı ve tahlillerin devam ettiği haberi gelince anneannemle bizde gitmeye karar verdik.

     Ben Yağız'ı kayınvalideme bırakıp oradan sonra hastaneye gidebildim. Kardeşime ikinci serum takılmış ve bitmek üzereydi tahlil sonuçlarını beklerken, yaşları yakın 3 çocuk ve bir adam geldi. Sanırım yaşları 3 ile 6 arasında, çocukların 3'üne de serum takıldı. En küçüğü kız diğer iki çocuk erkekti. Üçü de birbirinden sessiz sakin. İçim cız etti, hele o kız çocuğuna serum takılırken bile çıtı çıkmadı koca insan gibi öyle hemşireye baktı. Bana ne aslında ama üzülerek neden annesinin olmadığını merak ettim ve sonunda adama sordum. Meğer ailece gıda zehirlenmesinden gelmişler, Anne babası diğer acil bölümünde yatıyormuş, çocukların başındaki adam amcalarıymış. Çok klişe olacak ama keşke çocuklar hasta olmasa, anne, babalar çocuklarının her zaman ellerini sıkı sıkı tutabilse.


     Çocukları ve yaşlıları aciz gördüğüm zaman çok üzülüyorum. Hala o kızın mazlum duruşu gözümün önünde. Hayat bazılarına çok daha zor. Allah önce tüm yavrulara sonra herkese sağlık, huzur, mutluluk nasip etsin...


     Son olarak aman çocuklara ve kendinize çok dikkat edin, mevsim geçişi tam hastalık havası. Hastane ishal ve kusma şikayetiyle gelenlerle dolu. Kiminin gıda zehirlenmesi, kiminin bağırsak  enfeksiyonu, üşütme vs. Yediklerimize ve içtiklerimize biraz daha önem verelim. En önemlisi ise el yıkama alışkanlığı edinelim, çocuklarımıza da alışkanlık edindirelim...




                                                                                                                    Sevgiler...



Devamını Oku »

Bebek Bereleri Nasıl Doğdu?


     Merhabalar ben Esra. 1990 yılında Antalya'da doğdum. Lise eğitimimi el sanatları üzerine aldım. Ankara Gazi Üniversitesinde el sanatları okudum.

     Ablam yurtdışında yaşadığı için çok fazla gelemiyordu. Bende mezun olduktan sonra yeğenimle daha Çok vakit geçirebilmek adına işe girmek istemedim. İyi ki de girmemişim. 

     Havalar soğutmuştu ve bir anda yeğenime bere örmek istedim. O ana kadar hiç ama hiç aklıma gelmezdi bere örmek sonra araştırarak bir bere ördüm yeğenime hiç unutmam ayı karakteri yapmıştım ama sanırım biraz küçük yapmıştım tekrar aldım elime tığı kurbağalı bir bere ördüm bu sefer olmuştu gayet guzel görünüyordu sonra patikte örmeliydim, baktım onuda başarmışım. Yeğenim kış boyunca yaptıklarımla dışarıda sıcacık durmuştu daha sonra birkaç tane daha bere çeşidi örmüştüm ördükce mutlu oluyordum. Daha sonra çevremdekilere satmayı düşündüm gittiğim yerlerde hep ördüğümü belirttim ama hiç kimse oralı olmamıştı...


     Ve bir gün ablam gel Instagram'da satalım sen yaptıkça koyarız fotoğraflarını dedi.
Bende kimse almaz diyerek çok sıcak bakmamıştım bu konuya. Derken ablam bir sayfa açtı ismi ne olsun derken bebekbereleri olsun dedik ve Instagram sayfamızı oluşturduk. Ben yaptığım berelerin resmini atmaya başlamıştım. Aradan bir ay geçti 100 takipçi toplamıştım, nasıl seviniyordum emeklerimi takip eden güzel insanlar var diye sonra bir mail, sipariş vermek istiyorum diye.

O anki sevincimi hiç unutamıyorum hemen koşarak yün almaya gittim ve siparişi kargoya verdim. Evet evet ilk siparişimi yapmıştım ve 8 saat uzaklıkta ki Ankara'ya gitmişti. İçim içime sığmıyordu ilk kez sipariş yapmıştım çok mutlu olmuştum. Derken sipariş sayılarım artmaya başlamıştı farklı karakterler istenmeye başladı bende deniyordum başardıkça da mutlu oluyordum. O kadar yoğunlaşmıştım ki tek başıma yapamayacağımı anladım.
   

      Annemle uzun uzun çalıştık aynı eli yakalayabilmek adına. Sonra annem taslak konusunda bana yardım etmeye başladı. Mutluydum hem çok zevk alarak yapıyordum hemde para kazanıyordum aileme destek olmaya çalışıyordum. Derken iki yıl geçti ben hala örüyorum...
Ama bırakmayı dahi düşünmüştüm bir ara. Bir gün kendi kendime neden bu işi büyütmüyorsun dedim. 


     Evet evet ben bu işi yapmak istiyorum ömrüm yettikçe dedim. Şimdi bu konu üzerinde çalışıyorum inşallah kısa zaman sonrasında artık büyümüş ve atölyem kurulmuş olur :) 
Benim hikayemde böyle, bana bu fırsatı verdiği için Selin Hanım'a da teşekkürü borç bilirim. Herkese kucak dolusu sevgiler.


Esra ERTEKİN.





Siz de Annelere, Miniklere ve Ailelere Fayda Sağlayacağını Düşündüğünüz Tecrübelerinizi Bu Sayfada Paylaşmak İsterseniz.
Yazınız ve fotoğraflarınızı Selin.Yuzbas@gmail.com adresine epostalayabilirsiniz.
Devamını Oku »

İki Çocuklu Hayat

     
iki çocuklu hayat,kardeş şart, Feride Sukas, Anne, bebek, Konuk Yazar,misafir yazar,yeni yazı,blog,çocuklu hayat, miniğimleyaşam,Reform tekstil
     Tek çocuk mu iki çocuk mu ? Kardeş şart mı ? Doğumunu yapmış biraz toparlanmış düzene girmiş annelerin kafasını kurcalayan soru . Anneme her fırsatta iyi ki doğurmuşsun diye teşekkür ettiğim bir kardeşim olduğu için tabii ki ben de kardeş şart diye düşünenlerdendim benim kafamı kurcalayan ne zaman olmasıydı  hep araları az olsun arkadaş gibi büyünler istesem de zorlu bir doğum ve lohusalık atlatmış biri olarak olabildiğince de geç tekrarlamak istiyordum bu döngüyü.                               

     Tabi ki en ideal yaş araştırmalarım,okumalarım sonucu üç yaş olarak belirlenmişti aklımda, konuşup derdini anlatsın, tuvalet eğitimi bitmiş olsun v.s. diye ama gelin görün ki benim kuzucuk 16 aylıkken öğrendim tekrar hamile olduğumu ve içimi ilk olarak sevinçten çok endişe sardı ; yapabilecek miyim, ikisine yeterince ilgi gösterebilecek miyim ve en önemlisi oğlumu ihmal etmek istemeden hamilelik ve lohusalık sürecimi atlatabilecek miyim?  Zaman gerçekten büyük bir ilaç, insani hazırlıyor hele ki şu dokuz aylık süreçte insan önce korku , endişe duyup daha sonra günlerin geçmesini bekleyemiyor :) Bu karmaşık duygular içinde (hormonların etkisini de unutmayalım lütfen ) doğumumu yaptım bu kez çok daha rahattım , lohusalığımı da ilkine göre çok güzel geçirmiştim . Eveettt artık iki çocuklu hayata hoş gelmiştim :) Burada şunu özellikle vurgulamak isterim ki tek çocukluyken şikayet ettiğim burun kıvırdığım pek çok durum ya da yakınmalarım iki çocuklu hayata terfi(!) ettikten sonra hiçbir şeymiş. Şöyle açıklayayım bu çocukla dışarı çıkmak çok zor ya da parka gitmek ya da alışveriş ya da bugün çok zor uyudu ya da etrafı ne kadar çok dağıtıyorsun diye yakınmalarım ya da bu gece yine uyutmadın be çocuğumlarım bir anda ikiye katlandı ve ben de jeton geç de olsa düştü tek çocukluyken rahatmışım uyuyormuşum da üstelik :)) Uykusuzluk demişken oğlumu yatırıp bende tam uyuyacakken kızımın uyanması hatta vıyaaaklaması sonrasında oğlumu da uyandırması sonucu uykusuzluğu tam anlamıyla yaşamamı sağladı bunu da söylemeden geçemeyeceğim :) 

     Evet yaşlarının yakın olması ilk aylarda anneyi çok zorluyor fakat sonrasında pek bir keyifli hele ki ufaklık ayaklanmaya başlayıp abisinin peşinden ayrılmıyor ya bayılıyorum . Kızımın gözü hep abisinde sürekli onu takip ediyor o ne yapıyorsa yapmaya çalışıyor oyunlarına dahil olmak istiyor .Mert tam anlamıyla yürümeye başladığında 14 aylıktı Miray 11 ayını doldurmasına daha bir hafta var seri şekilde adımlar atmaya başladı,bir şeyler söylemeye çalışıyor, Mert'in gösterdiği gibi bir şey istediğinde parmağıyla işaret edip gösteriyor , yanında bir çocukla büyümesini artı yönleri bunlar tabii kıskançlık boyutu da var ve ikisi de kıskanıyorlar sadece Mert değil :) ikisine de vakit ayırmaya çalışıyorum elimden geldiğince  geçecek bu zamanlar :) hep hayalini kurduğum beraber oyun oynadıkları,kitap okudukları,resim yaptıkları günler gelecek (evet bunlar fazla iyimser hayaller kardeş kavgalarına henüz yer vermedim hayallerimde :))  ve ben de tüm bu güzel anlarda ayaklarımı uzatıp kitabımı okuyacağım yemeğimi alelacele değil de sunumlu munumlu hazırlayacağım , kendime vakit ayıracağım. Artık boğuşarak da olsa birbirleriyle oynamaya başladılar beni oldukça mutlu eden bir tablo bu. Hele ki birbirlerini sevmeleri gözlerinin içine bakıp gülmeleri oğlumun kardeşini öpmesi uyandığında pışpışlaması ve ağladığında ilk onun koşup bakması ayaklarımın yerden kesilme sebebi.          

     Evet çok zor ,uykusuzluk diz boyu,yorgunluk,iki küçük filizi yeşertme çabası vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirme sorumluluğu,doğruyu yanlışı öğretme çabası,ağaç yaş iken eğilir,eğitimin ailede başlamasından doğan sorumluluklar,iki yaş sendromları,diş çıkarmaları,hastalıklar,ateşlenmeler,aşılar ,beslenme ve daha sayamadığım pek çok zorluğu var hem de ikiye katlanmışı bir çok kişi üç çocukla dört çocukla yaşıyor bu durumları ama onların bir bakışı hele ki birbirlerine gülüşleri beni eritip bitirmeye yetiyor :)

     Evet zor ama hep söylüyorum İyi ki yapmışım diye .Evet bence kardeş şart. İki çocuklu hayat artılarıyla eksileriyle çok güzel dört kişilik bir aile olmak çok güzel ,beraber büyüdüklerini görmek çok güzel bütün uykusuz gecelere,zorluklara değer. En büyük dileğim şimdi olduğu gibi hayatları boyu ellerini hiç bırakmamaları :)


Feride SUKAS.





Siz de Annelere, Miniklere ve Ailelere Fayda Sağlayacağını Düşündüğünüz Tecrübelerinizi Bu Sayfada Paylaşmak İsterseniz.
Yazınız ve fotoğraflarınızı Selin.Yuzbas@gmail.com adresine epostalayabilirsiniz.


Devamını Oku »

Baba Ve Çocuk

baba, çocuk, bebek, pedagoji derneği, çocuk psikolojisi, miniğimleyaşam, pedagoji,

     Modern zaman yaşayışımızı ve algılarımızı oldukça değiştirdi. Artık birçok kavramı yeniden tanımlamaya ve anlamlandırmaya ihtiyaç duyuyoruz. Baba kavramı da bunlardan biri. Çünkü eski ve yeni baba rolleri gittikçe farklılaşıyor. Eskinin sert, duygularını ve sevgisini ifade edemeyen babalarının yerinde, şimdilerde kimi zaman çocuğunun oyun arkadaşı olabilen, ama çoğu zaman çocuğun yanında ol(a)mayan, sağlıklı otoritesini yitirmiş babalar yer alıyor.
Babalar gittikçe evlerine ve çocuklarına yabancılaştı. Mesai saatlerinin uzaması nedeniyle babalar çok daha uzun saatler dışarıda kalıyorlar. Ayrıca kendi ürettiğimiz ve çoğunluğu asli olmayan ihtiyaçlarımızı karşılamak için daha fazla çalışmak zorundalar. Eve geldiğinde enerjisi ve tahammülü bitmiş bir baba, çocuklarıyla vakit geçirmek, onlara rehberlik etmek konusunda isteksiz olabiliyor.
Babanın kendisi kadar emeği de yabancılaştı. Çocuklar, artık babalarının tam olarak ne iş yaptığını ne ürettiğini de bilmiyor. Babanın iş yerine gitmek, orada babanın emeğine şahitlik etmek her çocuk için çok mümkün olmuyor. Çocuklar babasının hayattaki duruşuna, sorunlarını nasıl çözdüğüne ve hayatın içinde diğer insanlarla nasıl anlaştığına dair bir gözlemden yoksun olarak büyüyor.
Evdeki otorite olma rolü çoktan annelere devredildi. Konan kuralları takip etmek, sınırlar konusunda çocuklarla sürekli muhatap olmak anneyi yordu, hırçınlaştırdı. Hem anne hem de baba rolünü aynı anda taşımaya çalışmak, annenin duygusal yapısında bozulmalara yol açtı. Tüm dünyada ve özellikle ülkemizde eğitim seminerleri ve çocuk eğitimi ile ilgili yayınlar anne odaklı. Tüm sorumluluk anneye bırakılmış durumda. Anne üzerine bırakılan bu sorumluluk çabuk suçluluk hisseden, aşırı kaygılı bir anne profilini ortaya çıkardı. Babanın kendisinin ve emeğinin yabancılaşması, anneyi de olumsuz etkiledi. Oysa babalık devredilebilecek bir görev değil.
Halbuki, babalar çocukların kişilik gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Ahlak ve inanç sistemine dair değerler, çocuğun otorite ile olan ilişkisi baba üzerinden şekillenir. Özgüven, akademik başarı, sorumluluk, aidiyet duygusu, cinsel kimlik oluşumu ve başka birçok değerin kazanılmasında babalar kilit rolü oynar. Babasıyla arası iyi olan, onun desteğini hisseden çocuklar daha özgüvenli ve kendini daha gerçekçi değerlendirebilen bir kişilik yapısı kazanabilir. Baba cesaretlendirdiği kadar, sağlıklı sınırlar da koyan kişidir. Baba bir işin yapılmasına cesaretlendirirken, aynı zamanda nerede durulması gerektiğini de hatırlatan kişidir. Çocuğa cesareti ve kendi sınırlarını aynı anda öğretebilendir.
Baba, aynı zamanda çocuğun hayatındaki ilk erkek modeldir. Babanın, baba yoksa o rolü doldurabilecek bir erkek modelin çocuğun hayatında olması onun sağlıklı bir cinsel kimlik kazanımında oldukça önemlidir. Erkek çocuk anneyle kurduğu yakın ilişkiden babaya yönelerek bağımsızlaşır. Erkek çocuk kendi cinsel kimliğini babayla geçireceği vakitlerde kazanır. Onu örnek alır, erkeklerin dünyasını onunla öğrenir. Günümüzde maalesef erkek çocuklar neredeyse tüm zamanlarını anneyle geçiriyorlar. Kadın öğretmen, komşu teyzeler ve onların kızları derken çocuğun model alacağı erkek örnek fazla kalmıyor. Kız çocuk için de baba, hayatında tanıdığı ilk erkektir. Bundan sonraki tercihlerinde belirleyici bir role sahiptir. Babası ile sağlıklı iletişim kurabilen kız çocukları özgüven konusunda daha avantajlıdır.
Baba çocuğun istediklerini alan değil, ihtiyaçlarını karşılayan kişidir. Günümüzün evden uzaklaşan, emeği ve varlığı ile çocuğuna yabancılaşan babaları, babalık görevlerini tam yapamadıkları için rahatsızlık hissediyorlar. Kendilerini rahatlatmak adına bazen çocukların her istediklerini yapma eğiliminde olabiliyorlar. Varlıkları ile değil aldıkları ile çocuklarının yanında olmaya çalışıyorlar. Bunun sonucunda istekleri karşılanan ama babaya olan ihtiyacı karşılanmayan çocuklar ortaya çıkıyor.
Evet, günümüzün şartları ve ihtiyaçların artması babaları daha çok çalışmaya sevk ediyor. Ancak ortada bir gerçek var ki, o da babasız büyüyen çocukların toplum için bir risk oluşturması. Çocukların hem kişilik hem de kimlik gelişimi için babalara ihtiyacı var. Bu nedenle babaları yeniden eve, çocuğun dünyasına kazandırmamız gerekiyor. Bunun için devlete, şirketlere, belediyelere, eğitimcilere ve en önemlisi de babalara büyük iş düşüyor.
Biz inanıyoruz ki, şartlar ne kadar zor olursa olsun duyarlı babalar çocuklarına gerekli vakti ayırabilirler. Çünkü mutlu ve huzurlu olabilmek için çocuklarımızın babalarına, babalarımızın da çocuklarına ihtiyacı var.
Yazı ve fotoğraf Pedagoji Derneği‘ nden izin alınarak yayımlanmıştır.
Devamını Oku »

Kardeş Kıskançlığı




     Kıskançlık; doğuştan getirdiğimiz doğal duygulardan biridir. Her insanda az ya da çok olan bu duygu, çocuklarda 2 yaş civarında ortaya çıkar.

     2 yaş sendromu olarak da isimlendirilen bu durum sonucu, çocuklar anne babalarını çevrelerindeki herkesten kıskanır, kimseyle paylaşmak istemezler.

     Bu dönemde bir de çocuğun kardeşi olursa, kıskançlık hat safhaya çıkabilir. Çünkü o güne kadar adeta saltanat süren çocuk, artık anne babasını başka biriyle paylaşmak zorundadır. Bu paylaşımdan memnun olmayan çocukta davranış değişiklikleri başlar.

• Sevilmediği duygusuna kapılabilirler.

• Kendi iç dünyasında fırtınalar yaşayabilirler.

• Huzursuz, mutsuz ve hırçın olabilirler.

• En basit şeylere bile ağlamaya başlayabilirler.

• Kendisine de bebeğe bakıldığı gibi bakılsın diye, bebeksi davranışlar sergilemeye, hatta altını ıslatmaya başlayabilir.

• Uyku düzenleri bozulabilir. Geceleri uyanıp anne babalarının yanına giderler.

• Parmak emme, kardeşi gibi annesinden süt emme davranışları oluşabilir.

• İhtiyaçlarını karşılamaya çalışan diğer aile bireylerine 'Beni annem yedirsin, sen git''' diyerek tepki gösterebilir.

• Fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde, psikosomatik şikayetler söyleyebilir. Karnım ağrıyor, ateşim çıktı vb.

• Aile bireyleri başka işlere meşgulken, kardeşlerinin canını yakabilirler. Saçını çekme, ısırma vb.

Anne Babalara Öneriler

• Kardeş doğmadan önce, çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak açıklama yapılmalıdır. '' Kardeşin gelince hepimiz ona yardımcı olacağız. O, bizim gibi yemeğini tek başına yiyemiyor, tuvalete gidemiyor ve konuşamıyor. Bu yüzden sen de dahil olmak üzere hepimiz ona yardım edeceğiz.'' Şeklinde bir açıklama doğru olacaktır.

• Kardeş için yapılan alışverişe çocuk da götürülmeli. Onun de fikri alınarak kardeşinin bazı ihtiyaçları alınmalı. Bu, kardeşini sahiplenmesini kolaylaştırır.

• Anne babaların çocuğa karşı söylemleri ile davranışları tutarlı olmalıdır.

• Çocuğun kıskançlık duygusu anlayışla karşılanmalı, duygularını ifade etmesine fırsat verilmeli, duygularından ötürü suçlanmalı, yargılanmamalıdır.

• Anne, baba ve diğer aile bireyleri bebeği gösterişli bir şekilde sevmemeli, normal davranışlar içinde olmalıdır.

• Anne bebekle ilgilenirken, baba da çocukla ilgilenmelidir. Bebek uyuduktan sonra hem anne hem de baba çocuğa zaman ayırmalıdır.

• Bebeğin bakımında çocuğa da sorumluluklar verilmelidir. Örneğin bebeğin altı değiştirilirken çocuğu oradan uzaklaştırmak yerine, bezi getirmesi, bebeği oyalaması istenebilir. Bu şekilde çocuk kendini daha değerli hissedecektir.

• İki çocuk arasındaki yaş farkı fazla oluğunda, büyük çocuğa küçük çocuğun annesiymiş gibi ağır sorumluluklar vermeyin. Bırakın o da çocukluğunu yaşasın. Aksi halde, kardeşinden sıkılacaktır.

• Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslayamayın. Başka çocukların kardeşlerini sevmelerini örnek göstermeniz, çocuğunuzu motive etmez, aksine hırslandırabilir...



Emine ERGÜN
Çocuk Gelişimi Ve Eğitimi Uzmanı
Aile Danışmanı
Devamını Oku »
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

FACEBOOK

TWITTER

INSTAGRAM