33 Haftalık İki Mucize Annesi Öznur Özerol



     Merhaba ben Öznur Özerol.


     Bursalı bir ailenin iki çocuğundan küçük olanıyım,  Bursa da ikamet ediyorum . Özel bir şirkette mimari proje çizimi yapıyorum. Eşimle evlendikten 2 yıl sonra bir bebeğimiz olmasını istediğimizden kısa bir süre içinde hamile olduğumu klasik bir testte pozitif sonuçla öğrendim. Ertesi gün doktor randevusu ile şehrimizin en güvenilir , benim de doğmuş olduğum hastane olan Bursa Zübeyde Hanım Doğum Evi Hastanesinden bir doktorumuza ultrason muayenesinde  kadın doğum doktorumun şu sözleri ile ağladığımı hatırlıyorum.
‘’Seni umutlandırmak istemem ama ben şuanda iki beybi olma ihtimali görüyorum, ailenizde ikiz bebek var mı dediğinde , ben de hatırladığım kadarıyla yok demiştim, doktorumuzda 7 kuşak evvelinde ikiz eşi ölmüş bir bebek dünyaya gelmişse ve siz bunu bilmiyor olsanız bile , gen aktarımı ile gelip sizi bulabilir demişti ve sözlerine senin gebeliğin için çok yeni ve bu bazen su ikizi olabiliyor ve gelişmeden kaybolabiliyor, bunun için bir aylık bir süreç sonunda kesin ikiz ya da tek gebelik diye bir sonraki randevuda ultrason sonucu ile bakacağız ve bir sonraki ay için bana gün verildi.

Doktor odasından çıktığımda eşim kapıda bekliyordu.Ben ağlamaklı.
Eşim : ‘’ öncelikle sakin ol, hayırdır ne oldu’’ dediğinde
Ben: ’’ ikiz çocuklarımız olabilirmiş’’ dedim ve birbirimize sarılıp ağlaştık .

     Bundan sonraki süreçlerde özel bir doktor ile yola devam ettim. Bir sonraki doktor kontrolünde, su ikizi olabilecek olan (Dora isimli oğlum) ikiz kardeşinden 3 gün sonra döllenerek hayata tutunmayı başarmış, bu gibi durumlar çok rastlanmayan türden ikiz gebelik diye adlandırılırmış.Artık ikiz çocuklara hamile olduğum kesinleşmişti ve ben &eşim çok heyecanlıydık.  Doktorum yapı olarak minyon bir vücut tipim olduğunu bunun için çok kilo almadan, şeker , tansiyon dengemi hep aynı oranlarda tutabileceğimiz bir diyet demeyelim de beslenme biçimi ile 2. Aya başladık. Doktorumun tavsiyesi ; eğer kilo fazlam olursa ikiz bebeklerimi taşıyamayabilirmişim ve erken doğum olabilirmiş ya da tansiyon, şeker yüksekliği ile gebeliği tehdit edecek rahatsızlıklar ile karşılaşabilirmişim gibi endişelerden dolayı onun yasaklarına hep uydum. Bu arada doktoruma ‘’işe devam edebilir miyim? ‘’ diye sorduğumda , iş yaşantımı etkileyecek bir sıkıntı olmadığını ve normal gündelik iş ve aile hayatıma devam edebileceğim cevabını aldım.


     4.5 Aylık iken bir su içerisinde aynı kesede aralarında zar bulunan ikiz erkek bebeklerimizin olacağını doktorum gönül rahatlığı ile bize söyledi. Her şey normal gidiyordu. Kilo almam, çocukların kalp atışı, zihinsel gelişimi tüm tetkikler normaldi.
6. Ay itibari ile doktorum muayne sayısını 15 günde 1 geleceksin ve seni daha yakın takip edeceğiz dedi.

     Tetkiklerim normaldi ama el ve özellikle ayaklarımda şişmeler yoğunluktaydı. Ödem fazlalığım vardı.

     7.Ayımın 2. Haftasında işimden doğum izini için ayrıldım.7. Ayımın ikinci 15 günlük muayene günüm geldiğinde doktorum tansiyonumun ve açlık şekerimin normal olmadığını , ateşimin çok yüksek olduğunu söyledi. Hemen hastaneye yatmam gerektiğini tetkikler yapması gerektiğini söyledi. Meğersem gebelik mikrobu denilen bir sorunum varmış ve bunu vücudum kendi kendine oluşturmuş, magnezyum eksikliğim çok fazla olduğundan hemen serum ile magnezyum takviyesine başlandı.

     Doktorum bebeklerimi sezaryen ile alınması gerektiğini söylemişti. Bende 33 haftalıklar, daha çok ufaklar ya onlara bir şey olursa ben nasıl yaşarım demiştim. Doktorum da sorun zaten sende, biz sana bebeklerinin akciğerleri gelişmesi için akciğer aşısı vuracağız, bebeklerin yaşayacak ama sen tehlikedesin, ateşin çok yüksek, pik yapıyor, havale geçirebilirsin ve tansiyonun sürekli yükseliyor, kendin için çok dua et, bebeklerin doğduğunda hemen kuvöze girecekler, sorun olmayacak diye bana telkinde bulundu ve aynen söylediği gibi akciğer aşısı vuruldu , ben 24 saate yakın müşade altında kaldım, ertesi  gece  yani 19 mayıs 2009 tarihinde

     saat : 10.50 de Dora

     saat: 10.52 de Doruk isimlerini verdiğimiz ikizlerim dünyaya gözlerini açtılar.


     Prematüre olarak 33 haftalık doğum sonucu 1550 gr. – 1570 gr. 43 cm/ 44 cm kilo ve boy ile dünyaya geldiler. Hemen bebek yoğun bakım ünitesindeki kuvözlere alındılar. Ben doğum sonrası bir gece daha yoğun bakımda serumlarla ilaç takviyesi ile gözetim altında tutuldum. Narkozdan uyandığımda yoğun bakım ünitesindeki odada bilinci tamamen kapalı hastalar ile aynı odada yatıyordum. Beynimde o kadar çok şey geçiyordu ki , bir çok cümle kuruyordum ama kelimeleri o kadar yavaş söylemek imkansız olmalıydı. Verilen ilaçlar beni tamamen uyuşturmuş.

     Çok Şükür Allah'ıma yaşıyordum, bunun için mutluydum ama tek merak ettiğim ve içim içimi yemesi bebeklerime ne olmuştu?

     Narkozdan tamamen uyandığımda hasta bakıcılara bebeklerim yaşıyor mu? Diye sordum. Hasta bakıcılarında bir bilgilerinin olmadığını, bilgi edinip bana ileteceklerini söylediler.

     ‘’O an’’ o kadar zordu ki bebeklerimiz doğmuştu ve ben acaba yaşıyorlar mı diye meraktan ölmek üzereydim. Rabb'im kimseyi böyle korkularla imtihan etmesin. Sonrasında süt sağmam için bir makine getirildi. Hasta bakıcı hemşireler bebeklerin kuvözde ve senden süt bekliyorlar, mobilize olduğunda gidip yoğun bakım ünitesinde bebeklerini emzirebileceksin dediler.

     İlk sağarken göğüsten çıkan katı sarı sütün çok faydalı olduğu ve mutlaka bebeklerimin onu içmesi gerektiğini hemşireler gelip özellikle söylediler. Daha sonrası süt sağma kısmı+ mobilize olup ayaklanmam ve 3 saat ara ile bebek yoğun bakım ünitesine inip bebeklerimi emzirmem olarak geçti.

     3. gün sonunda taburcu edildim ve bebeklerim 18 gün daha kuvözde kaldılar. Bu süreçte iki bebeğinde alt değişmesi, sıra ile emzirme sonrasında banyo yaptırmayı bebek yoğun bakım ünitesinde hemşirelerim sayesinde öğrendim. 18 gün boyunca bebeklerimin her yerinde kablolar bağlı , zıngır zıngır sürekli ses çıkaran bir sürü makine eşliğinde kuvözde  bir çok bebek gibi yaşama tutunmaya çalıştılar, 3 saate ara ile gidip bebek yoğun bakım ünitesinde Doram ve Doruğumu emzirdim. Bebeklerim sarılık geçirip kilo kaybına uğradılar, Doruk 1 kilo Dora ise 900 gr. kadar düştü.

     Sarılık tedavisi için kuvözde aynı zamanda Fototerapi aldılar. Sarılık sonrasında kilo almaları daha bir hızlanmaya başladı. Kiloları düşük olduğu için kuvözde kalma süremiz uzuyordu. İkizlerim ne kadar çabuk kilo alırlar ise o kadar çabuk taburcu olabileceklerdi. Eşimle 10 gr. Aldıklarında seviniyorduk, bizim için 5 gram almaları o kadar önemliydi ki , anne karnındaki eksik kalan kilo ve gelişimi kuvözde tamamlamaya çalıştılar. Benim gibi bebek yoğun bakım ünitesinde olan bir çok anne ve aile ile aynı duyguları paylaşıyorduk.

     Kimi zaman aynı anda ağlıyorduk. Bu dönemde duygularım çok yoğundu.

     Doğum sonrası yaşadıklarım ise; normal zamanda doğum yapamamıştım, bebeklerim çok küçüktü, prematüre bakımı hakkında hatta annelik hakkında hiçbir şey bilmiyordum. İlk gebeliğimde zor, üzücü anlar yaşıyordum, hani vardır ya doğum sonrası sendrom, bırakın sendromu ben ikizlere yetebilmek, yetişebilmek için bir anne olarak elimden geleni yapıyordum.

     Korku, şaşkınlık, acı, bazen mutluluk, huzursuzluk, her daim Allah'ıma Şükür, hepsini aynı anda yaşıyordum,

     Sezaryenle erken doğum yaptığım için çok ağrılarım oldu. Yattığım ya da oturduğum yerden kalkmak istemiyordum, acım tarifsizdi, eşim+annem+babam bu zor dönemde hep yanımda bana destek oldular. Güzel günler göreceğimiz için beni hep umutlandırdılar.
Zorlu geçen 18 günün sonunda bebek doktorumuz artık her şeyin  normale döndüğünü ve ikizleri eve götürmemiz için hiçbir engel kalmadığını  ama aynı hastane ortamındaki sterilliği evde de devam ettirmemiz  gerektiğini ve 40 gün boyunca bebekler için evde ziyaretçi kabul etmememiz için bizi uyardı ve bebekleri sonunda ev ile tanıştırma vaktimiz gelmişti. J
Hastaneden taburcu olduktan sonra aynı direktiflere uyarak bebeklerimizin bakımına başlamıştık. Prematüre  bebek gerçekten çok zorlu bir süreç , aynı anda ikiz bebeğe yetişmek başlı başına zor iken, prematüre bebek çok daha meşakkatli yorucu bir gelişim dönemi .

     Bebekler minik ve minik oldukları için ememiyorlar, ilk önce her ikisini de emziriyorum, sonra kalan sütü sağıyorum ve biberonla veriyordum. Daha sonra ki zamanlarda böyle de doymamaya başladılar ve aptamil prematüre yeni doğan bebek mamasını sütümün yetmediği zamanki öğünlerde kullandım. Öncelikle bu mamayı kullanmamızı doktor kontrollerimiz sonucu bebek doktorumuz tavsiye etti, gelişimlerinde yardımcı olacağı için bu mama ile dönüşümlü olarak devam ettik.

     Çok fazla gece uykusuz kalıyordum. Bir de duygusal boyut olarak kendimden de çok fazla vazgeçmiştim. Aynaya bakmaya fırsatım olduğunda bu ben miyim ?Diyordum.

     Bebeklerimin çok fazla kolik gaz sancısı oluyordu. 3 Ayı bulan bütün geceler Bursa’yı araba ile turluyorduk. Çünkü sadece arabada uyuyorlardı.

     1 Aylık olduktan sonra atopik dermatit denilen alerji hastalığı belirdi, her ikisinde de özel kremler ini aldık ama yine de bebeklerim çok küçüktü ve her yerinde suçiçeği gibi kırmızı kabuk tutan sonra soyulan , sonra yine olan kırmızı çok ama çok kaşınan kabarcıklar vardı. Ovalıyorduk çok rahatlıyorlardı. Doktorumuz yaşları büyüdükçe azalacağını söyledi. Anne ve baba olarak ikimizde alerjik bünyelere sahip olduğumuz için ikiz oğullarımız da genetik yapı itibari ile bunu yaşadıklarını söyledi. Pamuklu giysi giydirdik, gıda alerji testi yaptırdık, yememesi gereken gıdalara çok dikkat ettik ve evi sürekli havalandırdık.

     Gelişimleri çok şükür yaş olarak, onlarla aynı ay ve yılda doğmuş olan çocuklarla kilo ve boy bakımından bir kayıp yaşamadan gelişip, büyüdüler.

     Maşallah algıları, motor becerileri, duygusal zeka, bedensel zekaları yerinde iki pırıl pırıl 1. Sınıf öğrencisi oldular.

     Bu arada ikizler 3 aylık iken işe başladım. Sonra ailemle birlikte 6 ay birlikte bizim evimizde bakmaya devam ettik, ben her gün süt iznimde iş yerimde makine ile süt sağıyor, buzluğa koyuyorum, buz kompleksleri ile akşam iş çıkışı koşturarak eve götürüyorum, her gün yettiği kadar anne sütü aldılar 7. Aya kadar sütüm yetti , yeterli olmadığı zamanlarda arada hep mama desteği, 7. Ayın sonunda artık emzirmem sona ermişti, süt sağmaya devam ediyordum, en azından biberon ile anne sütü alıyorlardı.

     Bebeklerim 7 aylık olduklarında artık ailemde evlerinden ayrı kaldıkları için evlerine dönmek kendi evlerinde bakmak istediler, 9 aya kadar bu şekilde devam ettik , gel- git şeklinde ve son olarak ben artık böyle daha fazla zorlanamayacağımı düşünerek 9. Ayımın sonunda işimden istifa ederek ayrıldım.

     O dönemde maddi olarak çok zorlandık. Eeeee kolay değil x2 mama –x2 bez ihtiyacı karşılamak J

     Çok şükür Rabb'ime kolaylığını ,rızkını bize bol etti ve 28 aylık olana kadar  anneanem ile birlikte (anneanem 80 yaşında) baktık.

    28 aylık olduklarında  kreşe başladılar ve bizim gibi sabah 8.00 da çocuklar kreşe biz işe, akşam 18.30 da biz eve çocuklar eve şeklinde ilkokul yıllarına gelebildik, şükür. J

     Kreş sürecinde Dorukçuğum bir kez kısa süreli havale geçirdi, çok şükür iyi bir hasar yok. J
Doracığımda atapik dermatitin son bulmasının ardından , alerjik bronşit/astım  olarak devam eden bir kronik hastalık ile devam ettik.

     Dora'nın özel muayene sonucu bir çok alerji testine tabi tutuldu ve kokulara karşı alerjisi olduğu tespit edildi.Toz ve akarlara karşı, parfüm, sigara, ağır kokular Dora'yı en çok hasta eden sebepler. Sürekli geçmeyen bir öksürük bunun başlangıcı oluyor. Onu hasta etmeyecek gibi evi havalandırıyoruz, temizliğe dikkat ediyoruz, halı, küf akarın yoğun olduğu eşyaları kullanmıyoruz, parfüm, oda spreyi sıkmıyoruz, sigara zaten kullanmıyoruz bu gibi önlemler ile öksürüğü baya hafiflettik, hastalığımızda geriledi. Yalnız 4 yaşında iken 4 günlük bir hastanede kalma sürecimiz olmuştu. Yüksek bronşit+astım krizi ile hastaneye gitmiştik.Çok şükür o günleri de tedavi ile sağlıcakla atlattık.

     Prematüre ikiz bakımı zor ama anne olarak şu günleri sağlıklı gördükten sonra her şeye  değermiş diyorum.

     Bende bir çok anne gibi  geceleri nefeslerini dinleyip acaba kalbi atıyor mu? Diye yoklayan annelerdenim. Ama hayat sadece bizim tek elimizde yaşanmıyor. En önemlisi sosyalleşerek , sosyal çocuklar yetiştirmek.

*Mutlu çocuk için mutlu  anne olmak 1. Kural.

*Hayata pozitif bakmak 2. Kural.

*Siz ne kadar planlı yaşarsanız yaşayın, yazılan kaderin önüne geçilmiyor ama hayatımızı bu kadere bağlı olarak en iyi şekilde yaşamak bizim elimizde. Maddi ve manevi olarak zorluk yaşanabilir, yaşanacakta, doğru kişilerden, doğru yardımı almak 3. Kural.

*Bu arada eşler arasında da  prematüre bebek yetiştirince çok zor anlar yaşanabiliyor, hep ikimizin de sinirleri bu dönemde çok yıpranmış olduğu için, kendinize zaman mutlaka ayırın, dışarıdaki içilen bir kahve olur, bir sinema filmi olur mutlaka birbirinize bebek dışında kaliteli zaman ayırın. Bir saat bebeği annemize emanet etmekle bir sorun olmaz vicdanınız rahat olsun ama göreceksiniz sizin iç dünyanızda o bir saat çok önemli bir yer tutacak. Bu da 4. Kuraldı.

     Bende kural bitmez. Hayat sizin hayatınız en doğru , en kaliteli, en mutlu yaşamakta sizin elinizde, sevdiklerinizi kırmadan, etrafa pozitif bakarak bunu başarabilirsiniz.

     Sevgiyle kalın, Hoşça kalın .

     Bursa’dan Öznur Özerol .





Siz de Annelere, Miniklere ve Ailelere Fayda Sağlayacağını Düşündüğünüz Tecrübelerinizi Bu Sayfada Paylaşmak İsterseniz.
Yazınız ve fotoğraflarınızı Selin.Yuzbas@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.




6 yorum:

  1. Bebekleriniz sağlık ve mutlulukla büyüsün inşallah...

    YanıtlaSil
  2. Bütün doğum hikayeleri gibi yine duygusal bir doğum hikayesi. Öznur hanıma bu yakışıklı ikizleriyle sağlık sıhhat mutluluk diliyorum. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anne olduktan sonra doğum hikayeleri daha bir anlamlı oluyor sanki. Amin. Çok teşekkürler.

      Sil
  3. çok tatlılar maşallah, ömür boyu el ele sağlıkla yaşayın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Çok teşekkürler ederiz . Sevgiler

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

FACEBOOK

TWITTER

INSTAGRAM

GOOGLE+ ÜYELER